21 Mayıs, üçüncü dönemin resmi ilanı: Meşru değilsiniz!

Güncel
Görünüm

Bugün yapılacak olan AKP 3. Olağanüstü Kongresi Türkiye siyasi tarihinde yeni bir döneme geçişin başlangıcı sayılır mı? Bunu söylemek için erken; ancak niyet ve girişimin bu yönde olacağı da gizlenmiyor.

Peşinden gelebilecek ikinci soru şudur: Bugünkü AKP’nin yönetim mekanizması ve kitle desteğiyle hedeflediği 2023’e ulaşabilir mi? Bu soruya yine bugün itibarıyla ‘hayır’ diyebiliriz. AKP kurmay heyeti dağılmış, egemen sınıf bloğu ciddi sarsıntı geçirmiş, büyük sermaye ve Batılı büyük devletler ise, mış gibi yapmaktadır.

Gayri meşruluk sürüyor

21 Mayıs, OHAL koşullarında, Anadolu Ajansı (AA) ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle ve ancak kıl payıyla kazanılan bir Anayasa değişikliğiyle ‘partili cumhurbaşkanlığı sistemi’nin siyasal sisteme ve topluma dayatmak üzere bir milat olabilir. Hem referandum hem cumhurbaşkanlığı sistemi gayri meşru olmaya devam edecektir.

Partili Cumhurbaşkanlığı

21 Mayıs tarihinin seçilişi de anlamlı; 1950 seçimlerinin ertesinde Demokrat Parti’nin (DP) Celal Bayar-Andan Menderes ekibinin iktidarının başlangıç tarihidir. Referans DP’nin partili cumhurbaşkanınadır. Tanıklar, Celal Bayar’ın Demokrat Parti amlemi olan bastonunu yanından ayırmadığını söylerler.

Partili Cumhurbaşkanlığı meselesine gelince; gelmiş geçmiş 12 cumhurbaşkanı içinde partisi açıkça belli olan çok sayıda cumhurbaşkanı vardır. Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Tayyip Erdoğan... Arada kalmış olanlar ya asker kökenlidir ya da bürokrat. Yani siyasilerin cumhurbaşkanlığına yeltenecekleri kadar güçlü olmadıkları dönemlerin cumhur reisleridir.

AKP adını koyuyor

Partili cumhurbaşkanlığı bazen açık bazen zımnen hep oldu. Mevzumuz bu değil; AKP işin adını koyuyor ve bir adım daha ileriye taşıyor meseleyi. Cumhurbaşkanı fiilen değil yasal olarak partinin genel başkanı olacak.

Bunun anlamı, parti ve devlet aynı ideoloji doğrultusunda hareket edecek ve toplumu düzenleyecektir. Nitekim, basının yaygın olarak gözardı ettiği bizce önemli diğer bir nokta, AKP tüzüğüne konulan 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' ibaredir. ‘Tek dil’ eksik!

Bundan böyle parti-devlet AKP ideolojisinde tekleşecek. Yabancı değiliz: Cumhuriyetin kuruluş dönemine benzer bir serüveni bu kez siyasal İslam sosuna bulanmış çıplak bir neoliberal kapitalist totaliterizmle yaşayacağız. Kabul edecek değiliz ama Köy Enstitülerinin yerini İmam Hatipler alacak, Batı düşüncesinin, felsefesinin kaynaklarının çevirisinin yerini Doğu ve İslam felsefesi alacak.

Nitekim, sosyal medyayı sallayan ‘Aguste Comte gibi sorunlu şahısar’ ile İbn Haldun karşılaştırması bu anlama geliyor. İbn Haldun’u tenzih ederek söyleyelim, yeni dönemin düşünce dünyasının ekseni ifade ediliyor. İbn Haldun ise, materyalist tarih anlayışının ilk temsilcilerinden sayılır. Nitekim Mukaddime isimli eserini Türkçe’ye sosyalist bir yayınevi olan Onur Yayınları çevirmiştir.

3. Dönem: Sürekli OHAL

Türkiye siyasi tarihini dönemleştirerek söyleyecek olursak, birinci dönem 1923-1950 arasında geçen ‘tek parti’li, CHP’li kuruluş sürecidir. Batılı, laik, modernleşmeci olarak bilinir ancak işçiye de Kürde de, Dersimli Alevi’ye de karşıdır. Kadınlar bu dönemin siyasi çıkarları gereği şeklen korunmuştur.

İkincisi daha uzun süren ancak askeri müdahalelerle kesintiye uğrasa da sürekliliği korunmaya çalışılan ‘parlamenter demokrasi’ dönemidir; 16 Nisan’da nokta konmuştur.

Üçüncü dönem, 21 Mayıs 2017 ile başlayacak olan ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ olarak adlandırılan yaygın ifadesiyle ‘Başkanlık’ rejiminin resmi başlangıç tarihi olacaktır. AKP’nin 15 yıllık iktidarının siyasi ajandasının kapağı kanırtarak açılmıştır. OHAL’e ihtiyaç bundardır ve bu ihtiyaç süreklidir.

Nitekim, patronların sesi TÜSİAD’ın OHAL’in kaldırılması çağrısına Tayyip Erdoğan "OHAL konusundaki endişelerinizi anlamıyorum. Kusura bakmayın, her şey huzura kavuşmadan OHAL'i kaldıramayız" demiştir.

Kuşkusuz her üç dönem içinde birbirine benzer uygulamalar bulup çıkartmak mümkün. Tayyip Erdoğan, özellikle Cumhuriyet’in kuruluş döneminden, tek partili CHP döneminden örneklerle yeni dönemi tahkim etmek üzere epey malzeme bulacaktır. CHP merkezini iyice köşeye sıkıştıracaktır. CHP tabanının ise, geçmişi doğru kavramasına zemin hazırlayacaktır bu süreç.  

‘Yenikapı Ruhu’ yeniden...

Tayyip Erdoğan 16 Nisan referandumundan yaralı çıkmıştır ve partili cumhurbaşkanı olurken, bir bütün olarak Cumhuriyet tarihine sahip çıkmak zorundadır. Böylece CHP merkezi daha çok yeni rejimin merkezine çekilecektir; Yenikapı ruhunun güçlenmesi beklenir.

Hatta Vatan Partisi gibi aşırı ulusalcı sol, ABD karşıtlığı, sahte anti emperyalizm meselesi üzerinden yancı haline getirilecek, özellikle anti emperyalizm meselesi üzerinden Kürt özgürlük hareketiyle solun arasına kama sokarak ayrılıklar derinleştirilecektir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ rejimi OHAL şartlarında kurgulandı, OHAL’de devam etmek zorundalar.

Açılım hangi yöne doğru?

‘Tayyip Erdoğan ve AKP’den beklenen açılım Kürt meselesinde veya işçi sınıfına yönelik olamaz. Fıtratı buna uygun değil. Ancak HDP çevrelerindeki beklentinin bu yönde olduğu görülüyor. Gizlenen bir bilgi varsa bilemeyiz, ancak böyle bir beklenti hangi olgulara dayandırılıyor, belli değil?

Değişim ve reform sözcüklerinin belki de AKP’ce en elverişsiz kullanılacağı bir dönemdeyiz. Yabancı düşmanlığına anti emperyalizm kılıfının giydirilmesi üzerinden ‘bağımsızlıkçı’ aynı zamanda en çok ihracat yapılan AB ile ilişkiler üzerinden ‘reform’cu bir çizgi yeniden denenebilir ama eski ‘mutabakat’ı yaratamaz.

İşçisiz, Kürtsüz, Kadınsız, Alevisiz...

Geçmişiyle bugünü arasında toplumu yönetme, hukukun işleyişi, karar alma mekanizmaları el değiştirse de aynı kalacaktır. Emek-sermaye ilişkileri değişmeyecek, çıplak zora dayalı bir sömürü bariz biçimde kendini gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasınının değişmesi teklif edilemek 4 maddesi AKP tüzüğüne girmiştir ve bu maddelerin içinde işçiye, Kürde, Aleviye ve kadına siyasi olarak yer yoktur. Ekonomik krizin faturası işçilerin, evine kapatılan kadınların, köyünden göç edip şehre gelen Kürdün, Alevinin sırtına yıkılacaktır.

Bu nesnel durumun kendisi, devletten ve sermayeden bağımsız bir sosyalist ve işçi hareketi inşa etmek isteyenler için önemli bir fırsattır.

Evhen-i Şer bir CHP olmayacak

21 Mayıs, Türkiye sosyalist ve işçi hareketi için evhen-i şer CHP tercihini de ortadan kaldıracaktır. Bakmayın siz CHP’nin AKP kongresine temsilci göndermemesine. 16 Nisan’dan sonra sokaktan uzak durup iç tasfiyeye girişen bir CHP merkezinden, CHP ideolojisinden geleceğe, sokağa, eyleme dair bir beklenti boşunaydı. CHP tabanının merkezinden ayrışması, gençlerin sosyalizmle tanışması hızlanacaktır.

HDP’nin 20 Mayıs’taki olağanstü kongresinden AKP’nin yeni hamlelerine ilişkin mücadele çağrısı yerine, ‘müzakere süreci’nin başlamasına yönelik umut ve çağrı geldi.

21 Mayıs’ta en anlamlı çağrı ise, Hayır Meclislerinin Kadıköy’e yaptığı ‘meşru değilsiniz’ çağrısıdır. Yeni rejimi kabul etmeyeceğimizin açıkça ilanıdır. Bu hattan yürünmeli ve ‘bekleyip görelim’ politikasına, hele de 2019 seçimlerine bağlanılmamalıdır.

Unutmayalım ki, 24 Mayıs’ta 6 bin cam işçisi greve çıkacak ve yeni rejimin işçi sınıfıyla ilk sınavı burada yaşanacak. Rejimin grevi yasaklaması beklenir ve esas olan ise, işçilerin bu yasağa ve rejime cevabının ne olacağıdır...

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi