MESS Grup Sözleşmesi ekonomik kazanımla mı bitti?

Sendika
Görünüm

Sanayi sermayesinin en ağır toplarını içinde barındıran MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası) ile 201 işyerinde yaklaşık 130 bin işçi adına üç sendikanın imzaladığı toplu iş sözleşmesi, metal işçileri için bir ekonomik kazanımı ifade ediyor mu?

İşçileri enflasyon karşısında koruyabilmiş midir? Enflasyona ezdirmemeyi başarmış mıdır? İyi bir sözleşme midir?

Bu soruya yanıtımız, somut verilere dayalı olmalıdır. Daha doğrusu sorunun cevabı ‘nereden baktığımıza’ bağlıdır.

Eğer tekstil grup sözleşmesini yıllık bazda ele alırsak (yüzde 8 + enflasyon) ya da kamu işçilerinin sözleşmesini ölçü alırsak (yüzde 8 + 4) metal sözleşmesini başarılı sayabiliriz.

Oysaki yüzde 17 rakamı, asgari ücret artışının (yüzde 15) sadece 2 puan üstündedir.

Üstelik, 130 bin işçinin yarattığı kar, katma değer nedir ve bu sözleşmede yarattıkları katma değere karşılık aldıkları zam oranı nedir diye sorarsak, o zaman yüzde 17 rakamı yetersizdir. Nitekim sendikaların talepleri yüzde 26 ile 34 arasında değişmekteydi.

İmzalanan rakam (yüzde 17) TÜFE'nin (yüzde 14,5) 2,5 puan üstündedir. Eğer gıdadaki fiyat değişikliklerini dikkate alırsak (yüzde 18) 1 puan altındadır, içki-sigarayı alırsak (yüzde 28) 11 puan azdır. (*)

Bu rakamları bizden daha iyi bilen sendikacılardır, özellikle de Birleşik Metal-İş uzmanlarıdır. Nitekim, Metal İşçisinin Gerçeği adlı raporda hayli detaylı olarak buna benzer rakamları vermişler, MESS sözleşmesinde de yüzde 34 ücret artışı talep etmişlerdir. İmza attıkları ise, bu tabelin yarısıdır. 

Metal İşçisinin Gerçeği çalışmasının 2019-2020 başlıklı son raporunda işçi başına düşen yıllık kar miktarı 96 bin ile 176 bin lira arasında değiştiğini okuyoruz. İşçilerin katma değerden aldıkları pay da düşmektedir, yüzde 44 ile yüzde 51 arasında. Konunun detaylarını https://www.birlesikmetalis.org/kitap/mig_2020.pdf adresinde bulabilirsiniz. 

Bu durumda karşılaştırmayı, Türk Metal Başkanının yaptığı gibi, emeklilere yapılan zamla, kamu işçisiyle, tekstil işçisiyle ya da işverenin atadığı sendika yöneti aracılığyla THY sözleşmesiyle karşılaştırmak sadece gözboyamaya yarar, ekonomik gerçeğin yakınına uğramaz. 

MESS'in verilerine göre, 201 fabrika ekonomiye yaklaşık 30 milyar dolar katkı yapmaktadır. Metal sanayisinin satışlarının yüzde 50'sini gerçekleştirmektedir. İmalat sanayi ihracatının yüzde 39'unda bu işyerleri söz sahibidir. Tüm bu zenginliğin meydana gelmesini sağlayan kimdir? 130 bin işçiden başkası değildir. Metal işçisi çok kazandırıp az ücrete mahkum olmuştur.

Öyleyse, MESS Grup Sözleşmesi üç sendikanın iddiasına rağmen ne enflasyon karşısında tatmin edicidir ne de üretilen değerin ücret karşılığı alınabilmiştir.

Üstelik tüm bu ekonomik veriler, ücret sendikacılığı ölçütleriyle bakıldığında böyledir. İşçi sınıfının enflasyon karşısında korunmasını güvence altına alacak, iş güvencesini sağlayacak, çalışma saatlerini azaltıp, yıllık ücretli izin gününü artıracak maddeler sözleşmelerde yoktur. Bir tek 2 yıllık sözleşmede ısrar edilmiş olması ile tamamlayıcı sağlık sigortasının işverence ödenmesi sağlanabilmiştir.

Daha iyi bir sözleşme için mücadele etmek, bedel ödemek gerekiyordu. Ancak sendika yönetimleri bunu göze almadılar. Oysaki 2015 yılında metal işçiler işten atılma pahasına bunu göze almışlardı. Renault işçisi bunun örneğidir. Yüzlerce işçi sendika değiştirdiği için, işverenlere karşı örgütlendiği ve mücadele ettiği için, daha iyi bir sözleşme talebi sebebiyle işten atıldı, sendikacıların ve patronların iğrenç yüzünü gördüğü için çalışmamayı tercih etti, işten ayrıldı.

Üç sendikanın hiçbiri işçinin kararlılığını göze alamadı. Sendikacılar işçiler karşısında 'mış' gibi yaparak, yeniden 2015 gibi bir dip dalgasının yaşanmamasını güvence altına almaya çalıştılar. En keskin söylevler verdiler, nutuklar attılar ama bunun gereğini yapmadılar. İlan ettikleri kırmızı çizgiler ihlal edilmesine rağmen grevi denemediler bile...

Üç  sendikanın da korkusu 2015 metal fırtınasının tekrar etmesiydi. Bunu önlemek için elbirliğiyle çalıştılar ve onların bu çabasına MESS de 'lokavt' kararıyla destek vermiş oldu. 

Metal işçisi 2015 başkaldırısı ve ardından kırılmasının moral bozukluğunu atabilmiş değil. Gücünün bilincinde olsa da örgütlenmesini tamamlayamadığı için bu asalakları aşma eylemine girişemedi. Yine de mücadele edeceğini söyleyen sendikacılara işyerlerinde destek verdi, eylemlere katıldı, fabrika içi yürüyüşler düzenledi, Ford’da olduğu gibi 40 dakika da olsa üretimi durdurdu.

2019 sözleşmesi, 2015'in rövanşı gibidir. Sendikalar yeniden işçi üzerinde hakimiyetini kurmuş, Birleşik Metal-İş centilmenlik anlaşması imzaladığı Türk Metal'in sınırlarını çizdiği sözleşme hükümlerine boyun eğmiştir.

Metal işçisine bu üç sendika yönetiminden de fayda yoktur.

Ne yapılabilir? Üç sendikanın çatısı altında ama onların politikasından bağımsız bir mücadele çizgisi örülebilir. Metal işçisi bu birikimdedir. Umudumuz, devletten ve sermayeden dolayısıyla sendika bürokrasisinden bağımsız sınıf hattının işyerlerinde örülmesi ve örgütlenmesidir. Metal işçisi ancak bu yolla pahalılık ve işsizliğe karşı kendisini koruma imkanını bulabilir. Diğer işkollarına örnek oluşturarak genel bir işçi mücadelesinin yolunu açabilir.

 

Fotoğraf 2015 Renault işçileri...

(*) Mustafa Sönmez'in notu: 12 aylık ortalama TÜFE artışı, hissedilen enflasyonu daha doğru yansıtır. Yıllığı %14,5’u buldu, gıdada %18 e yakın. Tüketiciye son 12 aydır alkol ve sigarada ödetilenin yıllığı %28’e yaklaşıyor.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi