Aynası iştir sendikanın, sendikacının lafına bakılmaz!

Sendika
Görünüm

Birleşik Metal-İş Sendikasının Türk Metal’den 4 gün sonra ve grev kararını uygulamaya 4 gün kala ‘sarı sendika’ların imzaladığı sözleşmenin karbon kopyasına imza atması, grev beklentisi içinde olan işçileri ve kamuoyunu şaşırtmış olmalı.

Nedeni basit: Birleşik Metal-İş yöneticileri sözleşmenin uyuşmazlığa girmesinin ardından, çok açık biçimde Gebze mitingi sırasında ve son olarak Türk Metal’in sözleşmeye imza atmasının hemen ardından ısrarla grev olacak, bizi kimse engelleyemez dediler. Birleşik Metal-İş yönetimi şubelerle yapılan son toplantıda 5 Şubat Grev kararının altı kalın çizgilerle çizilmiş ‘gemileri yaktık geri dönüş yok’ izlenimi verilmişti.

Ancak her ne olduysa oldu, ki bunu merak etmek hakkımız, şubelerden ve toplusözleşme komisyonundan yetki alan yönetim kurulu Türk Metal’in sözleşmesine imzayı bastı. Ne değişti de imza atıldı, grev yolu denenmedi? 

Bu karar üzerine epeyce konuşulacaktır. Konuşulmalı, enine-boyuna tartışılmalı ve bu noktaya nasıl gelindiği kamuoyuna açıklanmalıdır. Blöfçü sendikacılıktan hesap sorulmalıdır.

Sendikacıların lafta kalan 5 Şubat Grev kararlılığı aynı zamanda sosyalist solu da kendine angaje etmişti. İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri Platformu, birgün önce Kadıköy’de yaptığı basın açıklamasıyla Birleşik Metal-İş’e amasız, fakatsız destek vermiştir. Grev boylarında desteğini gösterecek siyasi gruplar hazırlıklarını yapmış olmalılar.

Birleşik Metal-İş ‘kırmızı çizgileri’ni bir kenara koyup talepleri karşılanmadığı halde greve başvurmaksızın Türk Metal’in uygun gördüğü sözleşmeye imza atmasıyla ‘düşkün’ olmuştur ve düşene bir ‘tekme’ vuracak değiliz. Ancak Birleşik Metal-İş’in yaptığı da iş değildir, ilkesizliktir, tutarsızlıktır, blöfçülüktür! Nitekim işyerlerindeki heyecan ve destek kararlılığı hüzne dönüşmüştür. Büyük bir hayal kırıklığı yaşanacağını öngörmek isabetsiz olmaz. 

Şunu anlıyoruz: 130 bin işçi adına yapılan bir sözleşme görüşmeleri ortamında ve sendikal iklimin hayli kurak geçmekte olduğu şartlarda Birleşik Metal’in 10 bin işçiyi temsiliyeti ‘ihmal edilebilir’ bir büyüklüktür. Mevcut durumda ve mevcut Birleşik Metal yönetimiyle bundan başkası olamazdı. 2015 ‘fırtına’sını saymazsak yıllarca Birleşik Metal’in sözleşme politikası bugünkünden farklı olmadı. 2015’i farklı yapan da Birleşik Metal değil, aşağıdan gelen dalgaydı, Renault işçileriydi.

Birleşik Metal-İş 200 binlik Türk Metal’in ve 41 bin üyeli ÖzÇelik-İş’in ardından 30 bin üyesi olan bir sendikadır. Dolayısıyla özel durumlar sözkonusu değilse ve aşağıdan bir hareketin rüzgarı yoksa, ‘küçük’ bir sendikanın yapacağı pek fazla birşey yoktur. Bu gerçekliği değiştirmek mümkündür ancak bunu planlamak yerine bir oyun oynanmıştır.

Görünen şudur:

Üç sendika önce karşılıklı centilmenlik anlaşması imzalamıştır. Yani birbirlerinin üyesi olan işyerlerine müdahale etmeyeceklerdir.

Ardından üç sendika ortak açıklama yapmıştır: Biriz, kararlıyız denmiştir.

Peşinden iki sendika, Türk Metal Bursa’da ve Birleşik Metal Gebze’de azami çabayla üyelerini miting alanlarına çekmiştir. En sert açıklamalar yapılmış, hatta Türk metal mitinginde Haluk Levent 1 Mayıs Marşı’nı söylemiş, mücadele sloganları atılmıştır. Böylece pazarlık çıtası yükseltilmiştir.

Son olarak MESS lokavt ilan ederek noktayı koymuştur.

‘Müthiş bir gerilim’, ‘sınıf mücadelesi’ havası çizilmiş ve ardından Pevrul Kavlak (Türk Metal’in Başkanı) bizzat katılacağını söylediği toplusözleşme görüşmeleri iki gün içinde sözleşmeyi bağlamıştır.

Birleşik Metal yöneticilerinin hakkını yemeyelim: Bu sahte mücadele havasının oluşmasında dolayısıyla yüzde 17 küsur zammın alınmasında ve 2 yıllık sözleşmede ısrar edilmesinde payları büyüktür. Çok açık ki, bu bir mücadeleci sendikacılık değildir. Türk Metal ile bir danışıklı dövüş olmuş, Türk Metal de MESS ile bu dövüşü yapmıştır.

Sonucu baştan belli olan bir sözleşme takvimi günlere yayılarak işçiler ve mücadele özlemi olan kamuoyu yanıltılmıştır.

Bizim açımızdan Birleşik Metal’in tutumu şaşırtıcı olmadı. Sendikacılara (pek azını ayırırsak) zerrece inanmamayı düstur etmişiz. Onlara güvenmemiz için hiçbir neden yok çünkü. Bu bir ön yargı değil, icraatlarına bakarak karar verdiğimiz için bu böyle.

Nitekim Türk Metal’in görüşmeye oturduğu 27 Şubat’ta ifade ettiğimiz gibi “süreçte sendika yönetimleri belirleyici olacak ve işçinin sürece dahil olma imkanı, gerektiğinde MESS'e ve sendika yönetimine tutum alma kanalları bulunmuyor. Bu nedenle de sürece hakim olan işçiler değil. Bu da sözleşmeleri beklentinin altında kalma(sına) yol açıyor”. (http://www.iscilerinsesi.org/index.php/emek/87-mucadele/1104-mess-e-karsisinda-basarili-olmak-icin-turk-metal-i-asmak-zorundayiz)

Birleşik Metal yönetimi MESS’in çıtasını yükseltmede başarılı olsa da, ücret sendikacılığı düzleminde yere çakılmıştır. Bu tutumuyla metal işçilerinin umudu, lideri olmaya aday olamayacağını da göstermiştir.

Bu sürecin belki de diğer bir sonucu DİSK kongresi olacaktır. Birleşik Metal yönetimi’nin yarattığı hayal kırıklığı belki de yeni genel başkanın kimin olacağının da işaretidir, kim bilir?

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi